|
HAC-UMRE / İHRAM |
C. İHRAMIN MÜSTEHAPLARI
ÇOKÇA VE YÜKSEK SESLE
TELBİYE GETİRMEK
İhramının devamında
çokça telbiye getirmek ve telbiye getirirken sesini yükseltmek müstehaptır. Özellikle
de hayvana binme, inme, bir yere tırmanma, inişe geçme ve yolcu kafilelerinin
birbirine kanşması vb. gibi durumların değiştiği zamanlarda bunu yapmak
müstehaptır.
Kudüm tavafı yaparken
telbiye getirmek müstehap değildir.
İmam Şafii (r.a.)'nin
eski görüşüne göre kudüm tavafı yaparken sesli olmayacak şekilde telbiye
getirmek müstehaptır.
Telbiyenin lafzı şu
şekildedir: Lebbeyk Allahümme lebbeyk, Lebbeyke la şerike leke lebbeyk.
İnne'L-hamde ve'n-ni'mete leke ve'I-mülk, la şerike lek.
Kişi hoşuna giden bir
şey gördüğünde "lebbeyk inne'l- 'ayşe ayşü'l-ahire" der.
Telbiyeyi bitirince Hz.
Peygamber (s.a.v.)'e salavat getirir. Allah'tan cenneti ve rızasını ister,
cehennemden Allah'a sığınır.
a. Çokça ve yüksek sesle
telbiye getirmenin müstehap olduğu durumlar
[Kişi ihrama girdikten
sonra] İhramının devamında;
a) Çokça telbiye
getirmesi müstehaptır. Bu konuda temiz olanla, adetli ve cünüp arasında bir
fark yoktur. Bunun delili Müslim'in rivayet ettiği hadistir. (Müslim, Hac,
3086)
b) Telbiye getirirken
sesini -kendisine zararlı olmayacak şekildeyükseltmesi sünnettir.
"İhramının
devamında" ifadesi hem çokça telbiye getirme hem de sesini yükseltme ile
ilgilidir. Bu ifade kişi ihramda bulunduğu sürece bütün durumları kapsar.
[*] - Bunun delili şu
hadistir: Cibril bana gelerek ashabıma telbiye getirirlerken seslerini
yükseltmelerini söylememi emretti. (Ebu Davud, Menasik, 1814; Tirmizi, Hac,
829. Tirmizi bu hadisin hasen-sahihtir)
Nevevi'nin ifadesinde,
el-Mecmu'da Şeyh Ebu Muhammed'den nakledip onayladığı şu hususa işaret vardır:
İhrama bitişik darak yapılan telbiye yukarıdaki hükümden istisna edilir, çünkü
o telbiye sesli yapılmaz.
Kadınlar ise telbiye
getirirken kendi duyabilecekleri kadar kısık sesle telbiye getirirler. Şayet
seslerini yükseltirlerse, doğru olan görüşe göre bu, haram olmaz.
Çift cinsiyetli şahıs da
bu hususta kadın gibidir.
İbn Hibban'ın sahihinde
belirttiği gibi telbiye getiren kişinin parmaklarını kulaklarına sokması
sünnettir. (İbn Hibban, Hac, 3801)
Özellikle de durumların
değiştiği zamanlarda telbiyenin yüksek sesle söylenmesi kuvvetli bir sünnettir.
"Durumların
değiştiği zamanlar" ifadesi el-Muharrer metninde yer almadığı halde Nevevi
tarafından eklenmiştir. Bununla pekçok şeyin hükmünün elde edileceği genel bir
ölçü konulması kastedilmiştir. Bunlardan biri şudur: "Bineğe binerken,
inerken, bir yere tırmanırken ve inerken, yolcu kafileleri birbiri ile
karıştığında". Nevevi "binrnek. ... gibi" ifadesindeki gibi
sözcüğü ile hükmün yalnızca sayılanlarla sınırlı olmadığına işaret etmiştir.
Gecenin veya gündüzün
gelmesi, namazın bitmesi uyuma veya uyanma, gökgürültüsü veya şiddetli rüzgar
sesi duyma gibi başka durumlarda da telbiye getirirken sesi yükseltmek daha
güçlü olarak müstehaptır.
Mescitlerde telbiye
getirmenin müstehaplığı daha güçlüdür.
Bu konuda mescid-i
haramla diğer mescitler arasında fark yoktur.
Telbiye getirmenin
müstehap olması konusunda se her vakti ile diğer vakitler arasında, cünüp, adetli
ve loğusa şahıslarla diğer şahıslar arasında bir fark yoktur.
Necis yerlerde diğer
zikirleri yapmak mekruh olduğu gibi telbiye getirmek de tenzihen mekruhtur.
"Durumların
değişmesi esnasında telbiye getirmenin müstehap olması" hükmünden kudüm tavafı
istisna edilmiştir.
[Kudüm tavafı sırasında
telbiye getirmek müstehap mıdır? Bu konuda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş
bulunmaktadır:]
[Birinci görüş]
Kudüm tavafı esnasında
telbiye getirmek müstehap değildir; çünkü kudüm tavafının kendine özgü duaları
ve zikirleri vardır. Bu yönüyle kudüm tavafı ifada ve veda tavafına
benzemektedir.
Tavaftan sonra yapılan
sa'y esnasında ve nafile tavafta da telbiye getirmek de -belirtilen gerekçeyle-
müstehap değildir.
[İkinci görüş]
İmam Şafii (r.a.)'nimski
görüşüne göre kudüm tavafı ve ondan sonraki sa'y esnasında ve daha sonraki
nafile tavaf sırasında sesli olmaksızın telbiye getirmek müstehaptır. Çünkü
telbiye getirmekle ilgili deliller geneldir.
İfada ve veda
tavaflarında ise telbiye getirmenin müstehap olmadığı ittifakla kabul
edilmiştir.
b. Telbiyenin şekli
Telbiyenin lafzı şu
şekildedir: L.ebbeyk Allahümme lebbeyk, Lebbeyke la şerike leke lebbeyk.
İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, la şerike lek.
[1] -
"Lebbeyk" sözcüğünün anlamı "sana itaat üzereyim" demektir.
''Allahümme'' sözcüğünün
anlamı "Ey Allah'ım"dır.
"Lebbeyk, Lebbeyke
la şerıke leke lebbeyk": Bununla müşriklere muhalefet ederek Allah'ın bir
ortağının bulunmadığı belirtilmektedir. Çünkü müşrikler telbiye getirirken
"la şerıke leke illa şerıken hüve leke, temlikühu ve ma melek" yani
"senin bir ortak dışında ortağın yoktur, sen ona da onun sahip olduklarına
da maliksin" derlerdi.
"İnne'l-hamde"
bu ifade "inne" şeklinde önceki cümleden bağımsız yeni bir cümle şeklinde
okunur. Nevevi bunun daha doğru ve yaygın olduğunu söylemiştir. Bir önceki
cümlenin gerekçesi olarak "enne" şeklinde okunur ki bu durumda anlamı
"övgü ... sana ait diye" şeklinde olur.
"ve'n-ni'mete
leke" ifadesinde meşhur okunuşa göre "ni'mete" şeklinde üstünlü
okunur. Bu kelimeyi mübteda kabul ederek "ve'nni'metü" şeklinde
okunması da caizdir. Bu durumda haber hazfedilmiş olur. İbnü'l-Enbari
"dilersen inne'nin haberini hazfedilmiş kabul edebilirsin. Bunun açılımı
şöyle olur: Övgü sana aittir, nimet de senin nezdinde sabittir" .
"ve'l-mülke la
şerike lek".
Telbiyenin bu şekilde
yapılması Buhari ve Müslim'in hadisiyle sabittir. (Buhari, Hac, 1541; Müslirn,
Hac, 818. )
Kişinin "ve'
I-mülk" ifadesini söyledikten sonra kısa bir süre durup daha sonra
"la şerike lek" ifadesiyle başlaması, telbiye yaptığında telbiyeyi üç
kere tekrarlaması sünnettir.
"Lebbeyk"
ifadesiyle Allah'ın (e.e.) Hz. İbrahim'e buyurduğu "insanlara haccı
duyur" [Hac, 27] emrine icabet kastedilmiştir. Hz. İbrahim de bu emir üzerine
"Ey insanlar! Kabe'ye hac yapmak size farz kılındı" demiştir.
Mücahid şöyle demiştir:
Hz. İbrahim, kendi makamında [yani bugün Makam-ı İbrahim diye bilinen yerde]
durarak şöyle dedi: "Ey insanlar Rabbinizin çağrısına uyun". Bugün
hac yapanlar Hz. İbrahim'in o günkü çağrısına uyanlardır.
Kişinin [telbiye
getirirken] yukarıdaki ifadelerden fazla veya eksik yapmaması sünnettir.
Bunlardan fazla söylemesi mekruh değildir.
[*] - Çünkü Buhari ve
Müslim' de yer alan bir hadise göre İbn Ömer, Resulullah (s.a.v.)'ın
telbiyesine ke olarak şunları söylüyordu: "Lebbeyke lebbeyk ve sa'deyk,
ve'l-hayru bi yedeyk, ve'r-rağbau ileyke ve'l-amel". (Buhari, Hac, 1541;
Müslim, Hac, 2804)
[2] - Kişi hoşuna giden
veya hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde şöyle demesi menduptur: "Lebbeyke,
inne'l-ayşe ayşu'l-ahire" [Buyur Allah'ım! Yaşam sadece ahiret yaşamıdır.]
Yani daima istenen, mutlu yaşam yalnızca ahiret yaşamıdır.
[*] - Hz. Peygamber
(s.a.v.), bu ifadeyi Arafatta durup da müslümanların kalabalığını gördüğünde söylemiştir.
İmam Şafii (r.a.) ve başkaları bunu Mücahid'den mürselolarak nakletmişlerdir.
[*] - Hz. Peygamber
(s.a.v.) bunu Hendeğin kazılması sırasında en şiddetli durumlarda da
söylemiştir. Bunu da İmam Şafii (r.a.) rivayet etmiştir.
[3] - Telbiyeyi Arapça
olarak söylemeyi beceremeyen kişi, bunu kendi dilinde söyler.
Arapça söyleyebilen kişi
başka bir dilde telbiye getirebilir mi? Bu konuda mezhep içinde iki görüş
bulunmaktadır. Mütevelli bu iki farklı görüşü "namaz tesbihleri"
konusundaki görüş ayrılığına dayandırmıştır. Bu dayandırma, söz konusu fiilin
caiz olmamasını gerektirir.
Ezrai'nin dediğine göre
ise burada zahir olan görüş bunun caiz olduğudur. Çünkü namazda iken konuşmak -istisnalar
bir kenara bırakılırsa- namazı bozar. Telbiye ise öyle değildir.
Görüş ayrılığının bir
başka meseledeki görüş ayrılığına dayanması, diğer meselede tercih edilenin
burada da tercih edilmesini gerektirmez.
[4] - Kişi telbiyeyi
bitirince Hz. Peygamber (s.a.v.)'e salat-ü selam okur. Çünkü Allah (c.c.)
"biz senin şanını yükselttik" [İnşirah, 4] buyurmuştur. Bu ayet şu
anlama gelmektedir: "Ben sana salavat okunmasını istediğim için benim adım
her ne zaman zikredilirse senin adın da zikredilecek" .
Kişi salavatı telbiyeden
daha hafif sesle okur. Böylece salavat telbiyeden ayrılmış olur.
Za'feranı "kişi Hz.
Peygamber (s.a.v.)'in ailesine de salavat okur" demiştir.
[5] - Kişi bundan sonra
Allah'tan cenneti ve rızasını ister, cehennemden de O'na sığınır.
İmam Şafii (r.a.) ve
başkaları Hz. Peygamber (s.a.v.)'in böyle yaptığını rivayet etmişlerdir. Nevevi
el-Mecmu'da "alimlerin çoğunluğu bu rivayeti zayıf görmüştür"
demiştir.
[6] - Bundan sonra
kişinin dünya ve ahireti için elde etmeyi istediği şeyleri dile getirerek dua
etmesi sünnettir.
Za'feranı şöyle
demiştir: Kişi dua ederken şöyle der: Allahümmec'alni minellezinestecabu leke
ve li Resulike ve amenu bike ve vesiku bi va'dike ve vefeu bi ahdike Vettebeu'
emreke.
Allahümmec'alni min
vefdikellezıne radite ve'rtedayte.
Allahümme yessir li edae
ma neveytü ve tekabbel minni ya Kerım
Not: Kişinin telbiye getirirken -selam verme-
dışında herhangi bir şey konuşmaması sünnettir. Selam vermek ise menduptur.
Bunu daha sonraya geciktirmek daha iyidir. Meydana gelen olağanüstü bir durum
sebebiyle konuşmak gerekli olabilir; örneğin kör bir kimsenin kuyuya düştüğünü
görme durumu böyledir. Telbiye sırasında selam vermek ise mekrkuhtur; çünkü
telbiyeyi kesrnek mekruhtur.
BİR SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN